Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni Yıl: Küçük Umutların Doğduğu Zaman Dilimi -Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Bugün, saatler gece yarısını vurduğunda, yepyeni bir yıla 'merhaba' diyeceğiz. Takvim yapraklarının değişmesi çoğu insan için sıradan bir zaman akışı gibi görünse de toplumların derin hafızasında yeni yılın özel bir yeri vardır. Bir dönemin kapanması ve yenisinin başlaması, insanın içindeki tazelenme isteğini harekete geçirir. Belki de bu yüzden, her coğrafyada olduğu gibi Türkiye’de de yeni yıl yaklaşırken sokakların renginde, insanların yüzünde, cümlelerin tonunda farklı bir canlılık hissedilir. Yıl boyunca taşınan yüklerin bırakılması, yapılmak istenip ertelenen adımların yeniden hatırlanması, içte biriken sesin “Belki bu defa daha farklı olur” demesi insanı diri tutar. Yeni yılın asıl gücü de buradadır: İnsanlara yeni bir başlangıç ihtimalini fısıldayan o sade, güçlü his. Türkiye’de yeni yıla girmenin kendine özgü bir ruhu vardır. Bu topraklar tarihi boyunca çok sayıda değişime ş...

Milli Mücadele’nin Kırılma Noktası: 29 Aralık ve Çerkez Ethem - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarından Ankara’ya girişi, bir şehrin misafir ağırlamasından ziyade bir milletin bağımsızlık kararını tescil etmesiydi. Binlerce Seymen ve Ankaralının oluşturduğu o devasa kitle, tarihin en görkemli "Kızılca Günlerinden" birini yaşatırken, bozkırın ortasında yükselen bu irade milli mücadelenin sarsılmaz kalesi haline geldi. O gün atılan her adım, "bağımsızlık" mesajının dünyaya verilmiş en güçlü yanıtıydı. Bu sarsılmaz iradenin üzerinden geçen bir yılın ardından, 29 Aralık 1920 tarihi geçmişin tozlu sayfalarından sıyrılıp kritik bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkar. Ancak bu dönemi sadece cephedeki bir mücadele olarak okumak, o günkü büyük dönüşümü anlamayı zorlaştıracaktır. Zira Ankara’da filizlenen bu ruh, yalnızca askeri bir başarıya odaklanmamış; aynı zamanda bir milletin kendi geleceğini tayin etme gücünü ve m...

27 Aralık: Bir Şehrin Tarihe Çağrıldığı Gün - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Tarihte bazı günler vardır; takvim yapraklarında sıradan bir tarih gibi görünür, fakat arkasında bir milletin kaderini değiştiren büyük kararlar taşır. 27 Aralık 1919 da bu günlerden biridir. O gün Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya ulaştığında, aslında sadece bir şehre adım atmış olmadı. O adım; Anadolu’nun tam kalbinde yeni bir iradenin, yepyeni bir yönetim anlayışının ve aydınlık bir geleceğin sarsılmaz temellerini attı. Bu geliş, fiziksel bir yolculuğun son durağı değil; aksine, istiklal mücadelesinin yönetim merkezini belirleyen, zorlu ama kararlı bir yürüyüşün asıl başlangıcıydı. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşanan belirsizlik, işgaller ve yönetim zafiyeti, milletin geleceğine dair umutları zayıflatmıştı. İstanbul, resmi olarak başkent olmasına rağmen fiilen yabancı güçlerin gölgesinde bulunuyordu. Devletin karar mekanizmaları baskı altındaydı, halkın talepleri karşılık bulamıyordu....

Yetimhanedeki Çocuklar: Yaşama Sıfırdan, Hatta Eksiden Başlayan Hayatlar - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Hayat bazen bir çocuğun kalbine ağır gelir. Kimileri gözlerini dünyaya açtığında bir çift sıcak el tarafından sarılır, kimileri ise sessiz bir yalnızlığın içinde büyümeye başlar. Yetimhanede yaşayan çocuklar, işte bu sessizliğin içinde, yaşama sıfırdan hatta bazen eksiden başlayan yüreklerdir. Onların hikayesi, kayıplarla örülmüş ama umuda tutunmaya çalışan bir yolculuktur. Her biri farklı bir geçmişe sahip olsa da hepsi aynı duyguda buluşur: sevilme özlemi. Bir çocuğun hayatındaki en temel ve yaşamsal gereksinim, şüphesiz ki sevgiyle filizlenip büyümektir. Ancak ne yazık ki; bazı minik kalpler daha ilk nefeslerini alırken dahi bu şefkatten yoksun kalır. Kimi annesini yitirir, kimi babasını, kimi ise her iki ebeveynini birden kaybeder. Bazılarının ebeveynleri hayatta olsa dahi, çeşitli engeller yüzünden çocuklarının yanında olamazlar. İşte bu çocuklar için dünya; yaşıtlarına kıyasla biraz ...

Menemen Olayı: Cumhuriyet Bilincinin Acı Bir Hatırlatıcısı - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Tarih, yalnızca geçmişte yaşanan olayların sıralandığı bir zaman çizelgesi olarak okunamaz. Bazı günler vardır ki yaşananlar, toplumların ortak hafızasında derin izler bırakır ve kuşaklar boyunca hatırlanır. İşte 23 Aralık 1930 günü Menemen’de meydana gelen hadise de Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihindeki tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır. Bu olay, henüz yolun başındaki genç bir devletin göğüslemek zorunda kaldığı sert zorlukları, o günün toplumsal bilinç düzeyini ve sahip olduğumuz ortak değerleri korumanın neden bu kadar hayati olduğunu bizlere en yalın ve sarsıcı haliyle göstermiştir. Cumhuriyet’in ilan edilmesinin üzerinden henüz yedi yıl gibi kısa bir süre geçmişti. Yeni kurulan devlet, bitmek bilmeyen savaşlardan yorgun ve bitap düşmüş bir toplumdan, modern ve çağdaş bir ülke inşa etmek için adeta zamanla yarışıyordu. Eğitimden hukuka, sosyal yaşamın en ince kılcal damarl...

Sarıkamış: Karın Altında Kalan Hatıralar, Vicdanımızda Yaşayan Şehitler - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Sarıkamış, haritaya ilk bakıldığında Türkiye’nin kuzeydoğusunda kendi halinde, sessiz ve sıradan bir ilçe gibi görünür. Ancak bu vakar dolu sessizliğin ardında, aslında tarihimizin en derin ve en sarsıcı hafızası gizlidir. Burası sadece coğrafi bir noktanın ötesinde ; binlerce askerin yarım kalmış hayallerini, boğazda düğümlenmiş o söylenmemiş sözlerini ve bembeyaz karların altına emanet ettikleri mahzun umutlarını saklayan devasa bir vicdan durağıdır. Bugün bile gökten düşen her bir kar tanesi, sanki o günlerin ağır yükünü omuzlarımıza yeniden bırakır. Bugün Sarıkamış denilince akla ilk gelen dondurucu soğuklar olsa da, asıl can yakan ve içimizi sızlatan şey o bitmek bilmeyen hüzünlü hatıradır. Aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen Sarıkamış’ın feryadı hiç dinmez; o dondurucu rüzgarıyla, vakur dağlarıyla ve karla örtülü yollarıyla sessiz hikayesini bizlere anlatmaya devam eder...

En Uzun Gece: Karanlığın İçinden Doğan Işık - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Takvimler 21 Aralık’ı gösterdiğinde, gökyüzü insanlığa kadim bir destan fısıldar. Bu tarih, yalnızca kışın keskin yüzünü gösterdiği bir gün olmanın ötesinde; karanlığın en yoğun olduğu, buna rağmen umudun en sarsılmaz haliyle kök saldığı bir eşiğe dönüşür. Yılın en uzun gecesi, evrenin ritmini hatırlatan sessiz bir öğretmen gibi karşımıza çıkar. Işığın azalmasıyla yavaşlayan zaman, insanın iç dünyasına dönmesi için bir fırsat sunar. Belki de o yüzden birçok kültür, bu geceyi bir dönüm noktası, bir başlangıç, bir yeniden doğuş olarak görür. İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden beri hem Anadolu’da hem Orta Asya’da hem de geniş coğrafyalarda bu ana anlam yüklenmiş olması rastlantı sayılmaz. Sümerlerden Perslere, Türk topluluklarından Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanan geniş bir kültürel çizgide, gündönümü, karanlığın hükmünün kırıldığı, güneşin gücünü yeniden toplamaya başladığı bi...

Hesap Makinesiyle Ölçülen Hayaller: Enflasyonun Görünmeyen Yükü - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Ekonomi çoğu zaman grafiklerle anlatılır. Yüzdeler, tablolar, büyüme oranları, tahminler… Ekranlarda akan bu rakamlar ilk bakışta soğuk, mesafeli ve düzenli görünür. Oysa hayat öyle ilerlemez. Hayat düzensizdir, sürprizlerle doludur ve çoğu zaman rakamların anlatamadığı duygularla şekillenir. Enflasyon tam da bu noktada bir ekonomi terimi olmaktan çıkar, gündelik hayatın tam ortasına yerleşir. Sabah erken saatte pazara çıkan bir emeklinin elindeki file, aslında bir istatistik raporundan çok daha fazlasını anlatır. O filede eksilen her ürün, sadece bir fiyat artışını yansıtmaz; vazgeçilen bir alışkanlığı, ertelenen bir ihtiyacı, bazen de sessizce bastırılan bir kaygıyı taşır. Ekonomi kitaplarında enflasyon “fiyatlar genel seviyesindeki artış” olarak tanımlanır. Sokakta ise bu tanım çok daha canlıdır. Sokakta enflasyon, alınamayan peynir, yarım kalan alışveriş, hesaplanarak harcanan bir maaş...

Türk Dil Kurumu: Kimliğimizin Sesinde Yolculuk - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Türk dili... Her kelimesi binlerce yıllık birikimi, coğrafyaların hatırasını ve bir milletin çelikten iradesini fısıldayan, paha biçilmez bir hazinedir. Dil, basit bir iletişim aracından çok daha fazlasıdır; o, bir toplumun dünyaya bakış açısını, duygusal derinliğini, değerler sistemini ve düşünce biçimini yansıtan en büyük aynadır. Her yıl 15 Aralık'ta kutladığımız Türk Dil Bayramı da tam olarak bu sebeple önemlidir. Bu bayram, sahip olduğumuz bu eşsiz hazinenin değerini vurgulayan, köklerimize dönüp geleceğe bakmamızı sağlayan özel bir dönüm noktasıdır. Bu bayram, Türkçemizi koruma, zenginleştirme ve doğru kullanma yolunda verilen o kutsal mücadelenin de bir simgesidir. Bu anlamlı günde, 1932'den bu yana dilimizin doğru bir biçimde yaşatılması için yorulmadan çalışan Türk Dil Kurumu (TDK) 'nun omuzladığı büyük misyon, tüm halkın dikkatine bir kez daha sunulur. Türkçenin tar...

Mahalle Ruhunun Kaybı: Yerini Alan Soğuk Yabancılık - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Mahalle… Bir zamanlar hayatın en sıcak, en samimi, en güvenli alanıydı. Çocukken sokakta oynarken kimsenin kapısı bize kapalı görünmezdi. Her evin içinde bir yetişkin gözümüzün üzerindeydi. Annelerimiz, babalarımız, komşularımız… Sanki hepimiz ortak bir düzenin parçasıydık. Kimsenin birbirine uzaklaştığı bir hayat yoktu. Çünkü yaşamın nabzı sokakta, kapı önünde, mahalle bakkalında, bir de herkesin birbirini tanıdığı o dar ama anlamı engin çevrede atardı. Bugün apartman kapısını açtığımda karşılaştığım insanlarla göz göze gelmekte bile zorlanıyorum. Asansörde birkaç saniyelik bir yolculuk bile sanki birbirini tanımayan iki yabancıyı bir arada durmaya zorlayan garip bir test gibi. Oysa eskiden böyle anlarda kısa bir hâl hatır sorulurdu. Yorgunluk yüzlerden okunur, buna rağmen bir tebessüm paylaşmak günlük hayatın doğal bir adımı olurdu. Şimdi kapımızın önünden geçen sesleri tanımıyoruz. Ba...