Yetimhanedeki Çocuklar: Yaşama Sıfırdan, Hatta Eksiden Başlayan Hayatlar - Mehmet Kuşcu
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.”
Hayat bazen bir çocuğun kalbine ağır gelir. Kimileri gözlerini dünyaya açtığında bir çift sıcak el tarafından sarılır, kimileri ise sessiz bir yalnızlığın içinde büyümeye başlar. Yetimhanede yaşayan çocuklar, işte bu sessizliğin içinde, yaşama sıfırdan hatta bazen eksiden başlayan yüreklerdir. Onların hikayesi, kayıplarla örülmüş ama umuda tutunmaya çalışan bir yolculuktur. Her biri farklı bir geçmişe sahip olsa da hepsi aynı duyguda buluşur: sevilme özlemi.
Bir çocuğun
hayatındaki en temel ve yaşamsal gereksinim, şüphesiz ki sevgiyle filizlenip
büyümektir. Ancak ne yazık ki; bazı minik kalpler daha ilk nefeslerini alırken
dahi bu şefkatten yoksun kalır.
Kimi
annesini yitirir, kimi babasını, kimi ise her iki ebeveynini birden kaybeder.
Bazılarının ebeveynleri hayatta olsa dahi, çeşitli engeller yüzünden
çocuklarının yanında olamazlar. İşte bu çocuklar için dünya; yaşıtlarına
kıyasla biraz daha soğuk, biraz daha sessiz bir alandır.
Yetimhane
kapısından içeri adım attıklarında, göğüslerinde çocukluklarını muhafaza etmeye çalışan yorgun birer yürek
taşırlar. O kapının ardında oyuncaklar, temiz yataklar ve dört duvar mevcuttur;
fakat bir aile sıcaklığının
eksikliği, mekanın her bir köşesinde derinden hissedilen büyük bir boşluk
olarak kalır.
Her sabah aynı koridorda yankılanan adımlar, her akşam aynı ranzada uykuya
dalan yüzler… Her biri farklı bir hikayenin kahramanı. Kimi sessizdir, içindeki
acıyı kimseyle paylaşmaz. Kimi gülümseyerek acısını gizler. Ama hepsi aynı şeyi
umut eder: bir gün birinin gelip onları sevmesi, ellerinden tutması, “Artık
yalnız değilsin,” demesi. Bu umut, onların en büyük dayanağıdır.
Yetimhanede
büyüyen bir çocuk için yaşam, daha küçük yaşlarda büyük gerçeklikleri kavramayı öğrenmekle başlar. Sadece kendi
ayakkabısını bağlamayı değil, aynı zamanda duygularını da derinde saklamayı
erken yaşta öğrenmek zorundadır.
Bayram
günleri geldiğinde içlerinde hep derin
bir burukluk taşırlar; zira herkesin gidebileceği sıcak bir yuvası
varken, onların sadece geri döneceği sabit bir yatağı vardır. Ancak bu
çocuklar, sahip oldukları her şeye derin
bir minnet duymayı da çok iyi bilirler. Ufacık bir gülümseme, küçücük
bir hediye, hatta yöneltilen sıcak bir
bakış bile onların kalbinde silinmez bir iz bırakır.
Onlara bazen “şanssız” denir, ama o tanım onların gücünü anlatmaya yetmez.
Çünkü yetimhanedeki çocuklar, zorlukların içinden yeniden doğmayı öğrenen cesur
ruhlardır. Birçok yetişkinin taşıyamayacağı yükleri omuzlarında taşırlar ama
yine de gülmeyi başarırlar. O gülüşler, bir mucize gibidir.
Bu çocuklar,
toplumda çoğu zaman göz ardı edilse
de, yarının doktoru, öğretmeni, sanatçısı, hatta bir gün başkasının hayatına
ışık tutacak birer iyilik meleği
olabilirler.
Onlara
gösterilen içten bir sevgi,
sadece küçük bir kalbi ısıtmakla kalmaz; aynı zamanda bütün bir geleceği dönüştürme gücüne sahiptir. Zira sevgiyle büyüyen her çocuk, öğrendiği
bu şefkati etrafındaki diğer insanlara da aktarır ve öğretir.
Bir yetimhaneyi ziyaret eden her kişi, oradaki çocukların gözlerinde hem o
derin hüznü hem de hiç sönmeyen o inatçı umudu aynı anda fark edebilir. İnsan,
küçücük bir çocuğun bakışlarının bunca duyguyu, bunca yaşanmışlığı nasıl bu
kadar berrak anlatabildiğine gerçekten hayret ediyor.
O gözlerin en derininde, geçmişten gelen tüm kırıklarla beraber, geleceğe
dair inatla yanan parlak bir ışık hep var... Onlar her yeni güne yeni bir
hayalle tutunuyorlar; bu hayal bazen küçük bir oyuncak, bazen sıcak bir aile
yuvası, bazen de sadece içten bir gülümsemenin sıcaklığı oluyor.
Yetimhanede
büyüyen çocuklar, adeta sabrın ve direncin en saf tanımıdır. Onlar için geçen
her gün, hayata yeniden tutunma ve yeniden ayağa kalkma mücadelesi anlamına
gelir. Kimi içindekileri fırçayla tuvale aktararak anlatır, kimi kelimelerin
dünyasına, yani kitaplara sığınır, kimi ise sessizce gökyüzünü izleyerek bir
dilek tutar.
En küçük
detaylar ve incelikler bile onların yaşamında büyük anlamlar taşır. Zira onlar,
sevginin ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu, belki de herkesten çok daha iyi
bilmektedirler.
Bir çocuk düşün; sabah uyanınca “Günaydın” diyen bir sesi duymuyor, okula
giderken elini tutan biri yok. Ama yine de sınıfta en önde oturuyor,
öğretmeninin her sözünü dikkatle dinliyor, çünkü biliyor ki bilgi, onun için
bir anahtar. O anahtar, bir gün kendi hayatının kapısını açacak.
Bir toplum olarak bize düşen en önemli ve vicdani görev, bu çocukların
kalplerine ulaşmak, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmektir.
Küçücük bir yardım eli uzatmak ya da sıcak bir ziyarette bulunmak, o
çocukların dünyasında aslında hayal edemeyeceğimiz kadar büyük anlamlar taşır.
Çünkü bu çocukların asıl ihtiyacı, sadece karınlarını doyuracak bir kap yemek,
başlarını sokacakları bir çatı ya da üzerlerine giyecekleri bir kıyafet
değildir.
Onların kalbindeki asıl boşluk; koşulsuz
sevilmek, varlıklarının fark edilmesi ve gerçekten değer gördüklerini
iliklerine kadar hissetmektir.
Aslında bir çocuğun hayatına dokunmak, aslında koca bir dünyayı
değiştirmekle eş değerdir. Birinin yaşamına ektiğiniz o küçücük sevgi tohumu,
gün gelip gelecekte binlerce insana yayılan kocaman bir umut ışığına
dönüşebilir.
Unutulmamalıdır ki, her çocuk başlı başına bir umuttur; bize düşen ise bu
değerli umut ışığının sönmesine asla izin vermemektir.
Bu kurumdaki çocuklar, hayatın en sessiz ama en güçlü kahramanlarıdır.
Eksiklerle başlayan yaşamlarını umutla tamamlama çabasındadırlar. Onların hikayesi
bize, insanın en zor koşullarda bile yeniden filizlenebileceğini öğretir.
Sevgi, ilgi ve destekle büyüyen her çocuk, dünyaya iyi bir insan olarak döner.
Belki de bir gün, o çocuklardan biri büyüyüp kendi yetimhanesini ziyaret
eder, oradaki çocukların başını okşar ve der ki: “Ben de bir zamanlar sizden
biriydim. Şimdi ayaktayım, çünkü birileri bana inandı.”
İşte o zaman, bir çocuğun hayatına dokunmanın ne kadar değerli olduğunu
anlarız.
Yetimhanedeki
çocuklar, eksik başlamış hayatların
taşıdığı en güçlü kalplerin
sahipleridir. Onların her biri adeta parlayan birer yıldız gibidir; bazen yoğun bulutların ardında kalsalar bile,
içlerindeki ışığı asla yitirmezler.
O ışığı fark
etme hassasiyetini gösteren herkes, aslında kendi içindeki insanlığı da yeniden hatırlamış olur.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder