Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

29 Şubat Artık Gün: 4 Yılda Bir Gelen Zaman Misafiri - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Takvimler her yıl benzer bir düzen içinde ilerlerken, bazı anlar vardır ki sessizce bekler, kendini hemen belli etmez. 29 Şubat tam olarak böyle bir tarihtir. Her yıl karşılaşmadığımız, hatta çoğu zaman varlığını unuttuğumuz söz konusu gün, dört yılda bir ortaya çıkarak zamanı biraz daha yakından düşünmemize neden olur. Sanki hayatın akışı içinde kısa bir mola verir, “Zaman gerçekten nedir?” sorusunu zihnimize usulca bırakır. İnsanlık tarihi boyunca zamanı ölçmek, sadece bir alışkanlık değil, hayati bir ihtiyaç olmuştur. Güneşin her sabah doğup akşam batışı, mevsimlerin o bitmek bilmeyen döngüsü ve doğanın kendine has ritmi, insanlara yaşamlarını belli bir düzene oturtma konusunda daima rehberlik etmiştir. Ancak doğa, kağıt üzerindeki planlarımıza her zaman tam uyum sağlamaz; Dünya, Güneş etrafındaki o devasa turunu tam olarak 365 günde tamamlamaz. Aradaki o küçücük, göz ardı edilen zama...

Bir Ekonomik Çöküşün Anatomisi: Weimar Hiperenflasyonu - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Hiperenflasyon, iktisat tarihinin gördüğü en sarsıcı ekonomik kırılmalardan biridir; bu olgunun en çarpıcı, en unutulmaz örneği ise 1923 yılında Weimar Cumhuriyeti döneminde Almanya’da yaşanmıştır. Aslında bu süreci tam anlamıyla kavrayabilmek için sadece uçup giden fiyat artışlarına bakmak yetmiyor. Aksine; kamu maliyesindeki çatırdamaların, kontrolsüz para arzının, durma noktasına gelen üretimin, yönetilemeyen beklentilerin ve en önemlisi de yerle bir olan toplumsal güvenin nasıl aynı anda çözülmeye başladığını bir bütün olarak görmek gerekiyor. Almanya’nın o dönem yaşadığı bu sarsıcı deneyim, hiperenflasyonun o karmaşık teknik mekanizmasını en berrak haliyle önümüze seren tarihsel bir laboratuvar gibidir. I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından imzalanan o meşhur Versailles Antlaşması, zaten hali kalmamış, yorgun düşmüş Almanya’nın omuzlarına taşıması gerçekten imkansız olan çok ağır savaş...

Plüton’un Keşfi ve Güneş Sistemi Algısında Yeni Bir Dönem - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” 18 Şubat 1930 tarihi, insanlığın evrenle kurduğu ilişkinin gösterişsiz ama derin dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçti. O gün, Güneş Sistemi’nin sınırlarında dolaşan, uzun süre varlığı yalnızca matematiksel hesaplarla sezilen bir gök cismi ilk kez insan gözünün ve aklının ortak emeğiyle ortaya çıkarıldı: Plüton. Bu keşif, yalnızca yeni bir gök cisminin bulunmasından ibaret sayılmaz; aynı zamanda insan merakının, sabrının ve bilinmeyene duyduğu bitmeyen isteğin güçlü bir simgesi olarak da okunur. Yirminci yüzyılın başlarında astronomi müthiş bir değişim içindeydi. Gelişen teleskoplar ve fotoğraf plakaları, gökyüzünü hiç olmadığı kadar detaylı görmemizi sağlıyordu. O dönemde bilim dünyası, Uranüs ve Neptün'ün yörüngelerindeki o tuhaf sapmalara kilitlenmişti. Bu gizemli hareketler, Güneş Sistemi’nin uzaklarında keşfedilmeyi bekleyen bir kütlenin habercisi gibiydi. İşte bu mera...

Takvime Yazılan Aşk: Sevgililer Günü Üzerine Toplumsal Bir Okuma - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Aşk, insanlık tarihinin en eski duygularından biri. Devletler kurulmadan, sınırlar çizilmeden, yasalar yazılmadan önce vardı. Buna rağmen modern dünyada aşkın da bir günü, bir tarihi, hatta bir piyasa değeri bulunuyor. Her yıl 14 Şubat geldiğinde aynı sorular tekrar gündeme taşınıyor: Bu gün neden var, kim tarafından ortaya çıkarıldı, gerçekten gerekli mi, yoksa sadece tüketime hizmet eden bir alışkanlık mı? Bu soruların tamamı haklı. Ancak bu tartışmayı yalnızca romantik ilişkiler ya da ticari tercihler üzerinden okumak eksik kalır. Sevgililer Günü, bireysel duygular kadar toplumsal hafızaya da temas eden bir sembol haline gelmiş durumda. Bu nedenle meseleye biraz daha geniş bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Tarihsel kaynaklar, Sevgililer Günü’nün kökenini Roma İmparatorluğu dönemine kadar götürüyor. Rivayetlere göre Aziz Valentine, evliliğin yasaklandığı bir dönemde gizlice nikah kıya...

Artan Risk Algısı ve Finansal Piyasalarda Güven Arayışı - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Dünya ekonomisi, epey bir zamandır bildiğimiz o eski, alışıldık dengelerinden epey uzak bir tablo çiziyor. Küresel çapta üst üste binen gelişmeler, sadece ülkelerin büyüme rakamlarını ya da ticaret hacimlerini sarsmakla kalmıyor; aslında yaşananlar, hayatın her kademesine dokunuyor; bireylerin hayallerinden dev şirketlerin stratejilerine, devletlerin vizyonuna kadar geleceğe dair kurduğumuz ne varsa hepsini temelinden sarsarak dönüştürüyor. Haliyle, ekonomik karar verme süreçleri her geçen gün daha karmaşık bir düğüme dönüşürken, "belirsizlik" dediğimiz o gri alan artık küresel gündemin tam merkezine yerleşmiş durumda. Böyle bir atmosferde finansal risk algısının tavan yapması da kaçınılmaz oluyor; haliyle herkes yüzünü daha güvenli bulduğu limanlara dönüyor. İşte bu arayışın içinde altın, belirsizliğe karşı sığınılacak en güçlü ve en dikkat çekici sembollerden biri olarak yenide...

Betonun Altında Uyuyan Hafıza: Ankara’nın Bağları - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Ankara’nın bugünkü çehresi denince zihnimizde ilk beliren görüntü; birbirini dik kesen geniş bulvarlar ve gökyüzüne uzanan o soğuk, gri beton bloklar oluyor. Oysa bu kentin derinliklerinde, bugün koca binaların altında sessizce uyuyan, asma yapraklarının gölgesinde serinleyen bambaşka bir Ankara saklı. Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1940’lara kadar uzanan o dönemde Ankara, sadece gri bir idari merkez değil; her sokağı, her tepesi üzümle yoğrulmuş gerçek bir "bağ kenti"ydi. Şehrin bu bağlarla kurduğu kadim bağ aslında o kadar eskiye dayanır ki; meşhur seyyahımız Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde kenti anlatırken şu zarif notu düşer: “Üzümü çok olduğundan adına Engürü demişlerdir.” Yani Ankara, bir zamanlar adını bile o salkım salkım meyvesinden alan, kimliğini ve ruhunu bağlarıyla tanımlayan bir şehir olarak tarihin hafızasına kazınmıştır. Bugün artık sadece birer semt adı olara...

Bir Devrimin Ardından: İran, Umut, Gerçeklik ve Bugün - Mehmet Kuşcu

Resim
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” 11 Şubat 1979, o coğrafyanın tarihine yalnızca bir iktidar değişimi olarak geçmedi. O gün, uzun yıllar biriken toplumsal bir huzursuzluk, adalet arayışı ve kimlik talebi güçlü bir dalgaya dönüştü. Yaşanan büyük değişim, yalnızca eski yönetimi sona erdiren bir hareket olarak okunamaz; aynı zamanda bir halkın kendi kaderine yön verme isteğinin ifadesiydi. Aradan geçen on yıllar ise bize şu soruyu sorduruyor: Bir devrim, zaman içinde halkıyla ilişkisini nasıl korur? Devrimden önceki sürece bakıldığında, çelişkilerle dolu bir toplum manzarası görülür. Bir yanda dış dünyayla güçlü ilişkiler kurmuş, hızlı bir modernleşme sürecine sokulmuş bir yapı; diğer yanda bu dönüşümün dışında kalan geniş halk kesimleri… Kaynaklarla büyüyen ekonomi, toplumun her kesimine aynı ölçüde yansımıyordu. Büyük şehirlerde vitrinler parlarken, taşrada ve alt sınıflarda adaletsizlik duygusu giderek derinleşiyordu. Es...