Betonun Altında Uyuyan Hafıza: Ankara’nın Bağları - Mehmet Kuşcu
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.” Ankara’nın bugünkü çehresi denince zihnimizde ilk beliren görüntü; birbirini dik kesen geniş bulvarlar ve gökyüzüne uzanan o soğuk, gri beton bloklar oluyor. Oysa bu kentin derinliklerinde, bugün koca binaların altında sessizce uyuyan, asma yapraklarının gölgesinde serinleyen bambaşka bir Ankara saklı. Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1940’lara kadar uzanan o dönemde Ankara, sadece gri bir idari merkez değil; her sokağı, her tepesi üzümle yoğrulmuş gerçek bir "bağ kenti"ydi. Şehrin bu bağlarla kurduğu kadim bağ aslında o kadar eskiye dayanır ki; meşhur seyyahımız Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde kenti anlatırken şu zarif notu düşer: “Üzümü çok olduğundan adına Engürü demişlerdir.” Yani Ankara, bir zamanlar adını bile o salkım salkım meyvesinden alan, kimliğini ve ruhunu bağlarıyla tanımlayan bir şehir olarak tarihin hafızasına kazınmıştır. Bugün artık sadece birer semt adı olara...