Cüzdan ile Vicdan Arasında: Ekonomik Yükün Gölgelediği Maneviyat - Mehmet Kuşcu
“Mehmet
Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı
getiriyor.”
Bir yanda manevi
huzurun, paylaşmanın ve dayanışmanın en güçlü hissedildiği günler başlıyor;
diğer yanda ise insanların omzundaki ekonomik yük her geçen gün biraz daha
ağırlaşıyor. Bayramlar toplumların ortak vicdanıdır. İnsanlar bu özel günlerde
sadece ibadetlerini yerine getirmez; aynı zamanda kırgınlıklarını unutur,
sofralarını paylaşır, ihtiyaç sahiplerini gözetir ve kardeşlik duygusunu
yeniden hatırlar. Kurban Bayramı da tam olarak böyle bir anlam taşır.
Kurban ibadeti,
sadece bir hayvan kesmekten ibaret görülmez. İnancın, teslimiyetin, paylaşmanın
ve yardımlaşmanın sembolüdür. Yüzyıllardır insanlar imkanları ölçüsünde kurban
kesmiş, etini komşusuyla paylaşmış, yoksulun kapısını çalmış ve bayram
sevincini büyütmüştür. Çünkü bu bayramın ruhunda gösteriş değil, gönül kazanmak
vardır. Bir çocuğun yüzündeki tebessüm, yaşlı bir insanın hayır duası ve
sofraya giren bir lokmanın bereketi vardır.
Yaşadığımız ekonomik gerçekler maalesef pek çoğumuzu
derinden sarsıyor. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları her geçen gün
katlanarak artarken, alım gücümüzün bu hıza yetişmesi neredeyse imkansız bir
hal aldı. Artık pazara çıktığımızda da, market arabasını doldurmaya
çalıştığımızda da ya da en basitinden çocuklarımızın bir eksiğini kapatmak
istediğimizde de hepimiz aynı geçim derdini ve burkulmayı yüreğimizde
hissediyoruz.
Özellikle dar gelirli aileler için, o eski heyecanla
ve kolaylıkla yapılan bayram hazırlıkları ne yazık ki geride kaldı. İnsanlar
haklı olarak bir sonraki ayın kirasını, kapıya dayanacak faturaları, mutfak
masrafını ve evlatlarının temel ihtiyaçlarını ilk sıraya koymak zorunda
kalıyor. Hal böyle olunca, inancı gereği kurban ibadetini yerine getirmek ve bu
maneviyatı yaşamak isteyen pek çok kişi, bütçesini sonuna kadar zorlayan çok
ciddi bir maddi yükün altında kalıyor.
Bu yıl dünyada ardı arkası kesilmeyen savaşların ve
çatışmaların yarattığı sarsıntı, küresel ekonomik dengeleri de temelinden
sarstı. Bölgesel düzeyde başlayan kavgalar; tırmanan enerji maliyetlerine,
ticaret yollarının tıkanmasına ve hepimizi saran devasa bir küresel
belirsizliğe dönüştü. Artık çok iyi görüyoruz ki savaş sadece cephedeki
insanları vurmuyor; o yangının sıcaklığı dönüp dolaşıp evimizdeki sofraya,
çıktığımız pazara, üretime ve her birimizin günlük koşturmacasına kadar
ulaşıyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki önlenemeyen artışlardan tutun
da en temel gıda maddelerinin maliyetlerine kadar hayatın her alanına yansıyan
bu zamlar, dünya genelinde milyonlarca insanı çok zor bir yaşam mücadelesiyle
baş başa bırakıyor. Yaşanan bu belirsizlik ortamı yüzünden, insanlar artık
yarınlarına güvenle bakamıyor ve geleceğe dair adımlarını çok daha temkinli,
çok daha kaygılı atmak zorunda kalıyor.
Kurban pazarlarında
gezen vatandaşların çoğu aynı cümleyi kuruyor: “Eskiden daha rahattık.” Bu söz
aslında toplumun genel ruh halini anlatıyor. Çünkü insanlar ibadetlerini yerine
getirmek isterken bir yandan bütçesini hesaplıyor, bir yandan da ailesinin
geçimini düşünmek zorunda kalıyor. Bazıları ortak kesim arayışına giriyor,
bazıları borçlanmayı tercih ediyor, bazıları ise bu yıl kurban kesememenin
burukluğunu yaşıyor. Buna rağmen insanların büyük bölümü yine de paylaşmanın
bir yolunu arıyor. Kimi küçük bir yardım paketi hazırlıyor, kimi bir çocuğu
sevindiriyor, kimi de sofrasında bir kişilik daha yer açıyor.
Aslında bayramların
en güçlü tarafı tam da burada ortaya çıkıyor. Zor zamanlarda toplumun birbirine
daha sıkı sarılması… İnsanların yalnız olmadığını hissettirmesi… Bir tabak
yemeğin, samimi bir ziyaretin veya içten bir telefonun bile büyük anlam
taşıması… Çünkü ekonomik sıkıntılar insanları yorabilir ama dayanışma duygusu
toplumu ayakta tutar.
Bugün neredeyse tüm insanlığın en büyük ortak özlemi;
huzurlu, güvenli ve yarınından emin bir yaşama kavuşmak. İnsanlar artık
çocuklarının geleceğine kaygıyla değil, umutla bakmak; her damla alın terinin
karşılığını alıp bayramları o eski, tasasız neşesiyle yaşamak istiyor. İçimizi
sızlatan bu tablonun ortasında hepimiz aynı şeyi arzuluyoruz: Silahların
sustuğu, savaşların bittiği, ekonominin düzlüğe çıktığı ve insanların birbirine
yeniden güvenle sarılabildiği bir dünya...
Çünkü biliyoruz ki savaşın vurduğu yerde sadece
binalar, şehirler yıkılmıyor; o enkazın altında insanların umutları da un ufak
oluyor. Ekonomik dalgalanmalar da ekranlardaki kuru rakamlardan ibaret değil;
gelip tam kalbimize dokunuyor. Sabahımızdan gecemize kadar günlük hayatımızı,
ruh sağlığımızı ve sevdiklerimizle olan ilişkilerimizi bile derinden yaralıyor.
Kurban Bayramı’nın
özünde paylaşmak olduğu unutulmamalıdır. İmkanı geniş olanın ihtiyaç sahibini
gözetmesi, komşusunu hatırlaması ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmesi bu
bayramın en değerli yönlerinden biridir. Belki herkes kurban kesemeyecek, belki
eski bayramların rahatlığı hissedilmeyecek; fakat insanlar birbirine destek
oldukça bayramın manevi tarafı yaşamaya devam edecektir. Çünkü bazen en büyük
yardım, bir insanın gönlüne dokunabilmektir.
Bu bayram,
kırgınlıkları bir kenara bırakıp sofralarımızı bereketle paylaşmak ve birbirimize
karşı daha anlayışlı olmak her zamankinden çok daha kıymetli. Çocukların
neşeyle gülümsediği, büyüklerin hürmetle kapısının çalındığı ve darda olanların
unutulmadığı o samimi bayram havası, hepimizin kırılan moralini yeniden
düzeltecektir. Maddi imkansızlıklar ve hayat şartları belimizi ne kadar bükerse
büksün, içimizdeki o güçlü birlik ve dayanışma ruhu, yarınlara olan umudumuzu
diri tutmanın en büyük anahtarıdır.
Temennimiz;
savaşların sona erdiği, ekonomik sıkıntıların hafiflediği, insanların geleceğe
güvenle baktığı günlerin yakın olmasıdır. Kurban Bayramı’nın ülkemize, İslam alemine
ve tüm insanlığa huzur, bereket ve kardeşlik getirmesi en büyük dileklerden
biridir. Çünkü bayramlar, insanlığın vicdanını yeniden hatırladığı özel
zamanlardır.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder