Gülerken Taşınan Yükler: Biraz Daha İyi Rol Yapmak - Mehmet Kuşcu
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.”
Hayata uzaktan
bakıldığında, her şeyin bir düzen içinde aktığı izlenimi oluşur. Sabahlar
gelir, akşamlar biter, insanlar yollarına devam eder. Sokaklarda yürüyen yüzler
birbirine benzer, sohbetler tanıdık cümlelerle ilerler. Oysa bu görüntünün
ardında bambaşka hikâyeler vardır. Her insanın içinde taşıdığı bir yük,
sakladığı bir kırgınlık, sessizce sürdürdüğü bir mücadele bulunur. Hayat, çoğu
zaman bunu dışarıdan fark etmeye izin vermez.
İnsanlar güçlü
görünmeyi öğrenir. Bu öğrenme bir tercihten çok, zamanla edinilen bir
alışkanlık gibidir. Kimseye yük olmamak, kimseyi zor durumda bırakmamak,
çevreyi endişelendirmemek için yüzlere bir maske yerleşir. Bu maske çoğu zaman
bir gülümseme şeklini alır. Gülümseme, karşı tarafı rahatlatan, ortamı
yumuşatan, konuşmayı kısa tutan bir anahtar gibi kullanılır. Her şey
yolundaymış izlenimi verir. Oysa içeride olup bitenler çoğu zaman bambaşkadır.
Hayatın herkese eşit
davrandığını söylemek kolaydır, fakat yaşananlar bu cümleyi sık sık boşa
düşürür. Kimi insanlar kayıpla sınanır, kimi uzun bekleyişlerle, kimi hayal
kırıklıklarıyla. Bazıları erken yaşta sorumluluk alır, bazıları yıllar sonra
ağır yüklerle tanışır. Bu deneyimlerin hiçbiri birbirine benzemez. Karşılaştırma
yapmak anlamsızdır, çünkü her hikâye kendi içinde ağırdır.
Gülmek, bu noktada
bir savunma biçimine dönüşür. İnsan, ne kadar çok alışırsa o kadar ustalaşır bu
savunmada. Sorular gelmesin diye, açıklama yapmak zorunda kalmamak için,
“nasılsın” sorusunu hızlıca geçmek adına gülümser. Bu gülümseme zamanla yüzün
doğal bir parçası gibi algılanır. Çevre, o kişiyi hep iyi sanır. Oysa kimsenin
görmediği anlar vardır. Geceye sarkan düşünceler, sessizce verilen iç
mücadeleler, kimseye anlatılamayan cümleler.
Çünkü toplum, dayanıklılığı çoğu zaman alkışlar.
Ayakta kalabilen, işini aksatmayan, gülümsemeyi sürdüren insanlar örnek
gösterilir. Bu yaklaşım, farkında olmadan başka bir kapıyı kapatır: Yorulmaya,
durmaya, içe dönmeye alan tanımaz. İnsan, güçlü kalmak zorunda hisseder. Bu
zorunluluk, zamanla bir baskıya dönüşür. Duygular ertelenir, ihtiyaçlar
ötelenir, iç ses susturulur.
Oysa insan, sadece
güçlü yanlarıyla var olmaz. Kırılganlık da bu yolculuğun bir parçasıdır.
Yorulduğunu kabul etmek, bir şeylerin ağır geldiğini hissetmek, zaman zaman
durmak istemek insan olmanın doğal hallerindendir. Bunlar konuşulmadığında,
herkes kendi yükünü tek başına taşımaya devam eder. Bu da kalabalıklar içinde
derin bir yalnızlık yaratır.
Hayatın zor
taraflarını kabul etmek, umutsuzluk anlamına gelmez. Aksine, daha gerçek bir
bakış kazandırır. İnsan, başkasının haline daha dikkatli yaklaşmayı öğrenir.
Bir cümleyi kurarken, bir yargıya varmadan önce, karşısındaki kişinin bilmediği
bir hikâyesi olabileceğini hatırlar. Bu farkındalık, ilişkileri yumuşatır, dili
sadeleştirir.
Bazen bir suskunluk,
uzun bir konuşmadan daha çok şey anlatır. Bazen bir bakış, sayfalar dolusu
yazının yerini tutar. İnsanlar her zaman kelimelerle ifade edemez
yaşadıklarını. Davranışlara yansıyan küçük detaylar vardır: Dalıp gitmeler, ani
tepkiler, içine kapanmalar, kısa cevaplar. Bunların her biri, içeride
yaşananların bir yansımasıdır. Bunu görebilen biriyle karşılaşmak, insanın
omzundaki yükü hafifletir.
Gülene bakıp her şey
yolunda sanmak kolaydır. Sessiz olana güçlü etiketi yapıştırmak da öyle. Oysa
hayat, tek bir ifadeye sığmaz. İnsan, tek bir kelimeyle tanımlanamaz. Herkesin
içinde sakladığı bir alan vardır. Kimi bunu yazıyla açar, kimi geceye bırakır,
kimi de kalabalıkların arasında taşır. Bu alan, çoğu zaman görünmez kalır.
Zamanla şunu fark
ediyorum: Hayata daha yavaş bakmak gerekiyor. İnsanları dinlerken cümlelerini
tamamlamamak, sessizlikten rahatsız olmamak, her boşluğu doldurmaya çalışmamak
önemli. Çünkü o boşlukların içinde çoğu zaman anlatılamayanlar durur. Acele
edildiğinde, o alanlar fark edilmez.
Belki de asıl mesele,
herkesin bir şeylerle mücadele ettiğini kabul etmekte yatıyor. Bu kabul, insanı
daha anlayışlı kılıyor. Daha az konuşup daha çok hissetmeye, daha az yargılayıp
daha çok anlamaya kapı aralıyor. Hayatın herkese aynı şekilde davranmadığını
görmek, insanı sertleştirmiyor; tam tersine yumuşatıyor.
Belki de hayat, bize
en çok şunu öğretmeye çalışıyor:
Gördüğümüz her
gülümseme bir zafer işareti, her sessizlik bir sükûnet göstergesi sayılmamalı.
İnsan, çoğu zaman ayakta kalmayı becerdiği için alkışı hak ediyor. Acısını
gizlediği için değil.
Ben artık yüzlere
daha yavaş bakıyorum. Cümleleri hemen tamamlamıyorum. Sessizlikleri aceleyle
doldurmuyorum. Çünkü biliyorum; herkesin içinde kimsenin bilmediği bir mücadele
var.
Ve bazılarımız, sadece gülerken biraz daha iyi rol yapıyor.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder