Kışın Kapıdaki Faturası ve İnsanı Isıtan Dayanışma Ekonomisi - Mehmet Kuşcu
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.”
Kış kapıya dayandığında, takvimlerin söylediklerinden çok daha güçlü bir şey hissederiz. Sabahın serinliğindeki o ince ürperti, akşamüstü sokaklara çöken hafif pus, güneşin giderek kısalan misafirliği… Hepsi birer işaret. Sanki mevsim, sessiz bir dil kullanarak yaklaşan günlerin haberini veriyor.
Kış, kendi içinde hem
umut taşır hem de insanı biraz düşündürür. Çünkü her soğuk, kendi sıcaklığını
da beraberinde getirir. Her zorluk, içinde az da olsa bir kolaylık saklar.
Mevsimlerin döngüsü aslında hayatın döngüsüne çok benzer. İnsan bazen üşür,
bazen ısınır; bazen yorulur, bazen yeniden güç bulur.
Son günlerde havadaki
değişim herkesi aynı soruya yöneltiyor: Bu geliş bir bereketin habercisi mi
yoksa daha zorlu bir dönemin kapıda olduğunun mesajı mı?
Sokaklar, caddeler,
pazar yerleri… Her yerde aynı tedirginlik var. Ekmeğin fiyatı, doğalgazın
faturası, elektriğin yanan lambası, evin ısısı… Kış yaklaşırken herkes kendi
hesabını yapıyor. “Bu yıl nasıl geçer?” sorusu adeta havada asılı duruyor.
Ama kışa sadece
masraflar penceresinden bakmak, bu mevsimin ruhunu eksik bırakır. Çünkü kış,
yorgun toprağın dinlendiği, ağacın kabuğuna çekilip güç topladığı, insanın iç
muhasebesini yaptığı özel bir aralıktır. Bir nevi arınma mevsimi gibi… Sanki
hayat, bir “mola” verip bize kendimizi yeniden dinleme şansı sunar.
Bugünlerde insanlar
daha erken eve dönüyor. Işıklar daha erken yanmaya başlıyor. Evlerde çay daha
çok demleniyor, sohbet daha kıymetli hale geliyor. Birlikte oturulan sofralar
daha sıcak hissediliyor. Kimi zaman bir battaniyenin verdiği huzur bile insanı
gülümsetiyor. Çünkü kış, kalabalık içinde yalnızlığı azaltan bir taraf taşır.
İnsan, soğuğun ortasında sıcaklığın değerini daha iyi anlar.
Elbette zorlukları
var. Zorlanmadan yaşayan kimse kalmadı. Ekonomi, geçim, hayat telaşı… Her biri
insanın omuzlarına yük bindiriyor. Hele ki kış yaklaştıkça bu yük biraz daha
hissedilir hale geliyor. Fakat insanın derinlerinde bir yer var ki, orada hep
bir dayanıklılık bekler. Atalarımızdan miras kalmış bir güç. “Bu da geçer”
dedirten bir sabır, bir metanet.
Kışın ilk soğuğu,
bazen “huzur” kelimesinin anlamını hatırlatır. Çünkü insan sıcak bir ortama
girmenin ne kadar kıymetli olduğunu ancak üşüyünce anlar. Hayat da böyle.
Zorluk yaşayınca kolaylığı fark ediyoruz. Sıkıntı olunca kıymet bilme duygusu
güçleniyor.
Pencereden dışarı
baktığımda, sokak lambalarının altındaki hafif sis perdesi bana hep aynı
düşünceyi getirir: Mevsim değişirken insan da değişir. Her birimiz kendi
içimizde bir mevsim yaşarız. Şu an belki içinizde sonbaharın dökülen yaprakları
var. Belki bir şeyleri bırakmaya çalışıyorsunuz. Belki bir yükün hafiflediğini
hissediyorsunuz. Kış geldikçe herkes kendi içindeki “yenilenme alanını” fark
eder.
Kış, aynı zamanda
bize çok önemli şeyler hatırlatan bir mevsimdir. Soğuklar sadece havayı değil,
vicdanımızı da üşütür; bize yoksulluğu, dayanışmanın gerekliliğini ve
paylaşmanın gerçek gücünü hatırlatır. Bir komşunun kapısını çalıp 'Bir
ihtiyacın var mı?' diye sorması, bir çocuğun üşüyen ellerine uzanan mont
yardımı, yalnız kalmış bir yaşlının sobasını yakmasına yardımcı olmak... İşte
bunlar, kışın getirdiği en değerli insanlık hatırlatmalarıdır.
Toplumun dokusunu
oluşturan bu küçük ama etkisi büyük hareketler, kışın sert yüzüne karşı sıcak
bir kalkan oluşturur. Çünkü insanın sıcaklığı, sobadan çıkan alevden çok daha
güçlüdür. Bir tebessüm bile bazen soğuğu unutturur. Mevsimin ruhunu
güzelleştiren de budur zaten: İnsanın insana olan yakınlığı.
Bu yılın kışı nasıl
geçer bilinmez. Herkesin yükü farklı, herkesin beklentisi başka. Ama bir gerçek
var ki, kış hiçbir zaman sadece soğukla gelmez. İçinde umut taşır, yeni
başlangıçların sinyallerini taşır. Çünkü her kar tanesi, toprağın altındaki
hayatı koruyan ince bir örtü gibidir. Kışın örttüğü yerden bahar çıkar. Yani
bugünün soğuğu, yarının çiçeğine hazırlık yapar.
Bazen insanlar
soruyor: “Bu kış zor mu geçecek?”
Benim cevabım şu:
Kışın zorluğu mevsimden çok insanın beraberliğine bağlıdır. Birlik varsa,
dayanışma varsa, paylaşma kültürü varsa, en sert kış bile insanı yormaz. Çünkü
yük paylaşıldıkça hafifler, dert anlatıldıkça azalır.
Kışın ilk belirtileri
ortaya çıktı. Sokaklara dolan serinlik, havada gezen hafif duman kokusu,
şehirlerin üzerinde oluşan sis… Hepsi bir hikâyenin başlangıcı gibi. Bu
hikâyenin nasıl devam edeceği ise biraz mevsime, biraz da bize bağlı.
Belki bereketli bir
kış yaşayacağız. Toprağın doyduğu, bolluk getiren, umut veren bir kış…
Belki zorlukları daha
fazla hissedeceğiz. Faturaların kabardığı, yükün ağırlaştığı bir dönem olacak.
Ama ne olursa olsun,
her mevsim kendi içinde bir anlam taşır. Kışın anlamı ise şudur: İnsan,
içindeki gücü yeniden keşfeder.
Ve kim bilir… Belki
de bu kış, hepimize unuttuğumuz güzel bir şeyi hatırlatacak:
Soğuk, sıcaklığı
kıymetli kılar. Yük, dayanmayı öğretir. Sessizlik, ruhu besler.
Belki bereket gelir,
belki sınav… Ama her iki durumda da kış insanın karakterini tazeleyen bir
mevsimdir.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder