Türkiye'nin geleceği için gençlere iş imkanı sağlanmalı - Mehmet Kuşcu
“Mehmet
Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı
getiriyor.”
Türkiye’nin sahip olduğu en
kıymetli hazine; kuşkusuz sokaklarında, üniversite amfilerinde ve teknoloji
merkezlerinde atan o dinamik genç kalplerdir. Ülkemiz, genç nüfus oranıyla
Avrupa’nın ve dünyanın pek çok bölgesine kıyasla muazzam bir enerjiye ev
sahipliği yapıyor.
Fakat bu
büyük potansiyel, maalesef yüksek işsizlik rakamlarının oluşturduğu yoğun bir
sis bulutu altında kalıyor. Özellikle genç kuşaklar arasındaki istihdam
sancıları; yalnızca bugünün bir meselesi olmaktan ziyade, yarınlarımızın sosyal
huzuru ve ekonomik sağlamlığı adına da ciddi bir uyarı fişeği niteliği taşıyor.
Şunu
unutmamalıyız: İşsizlik, sadece bir ekonomi verisi veya kağıt üzerindeki bir
istatistik olmaktan çok öte, bir insanın sabah uyandığında hayata tutunacak bir
amaç bulup bulamaması meselesidir. Türkiye’de bu sorunun kökleri oldukça derine
uzanan ve birbirine sıkı sıkıya bağlı pek çok etkenden besleniyor. Ekonomik
büyüme hızındaki dalgalanmalar, teknolojinin her geçen gün çalışma
biçimlerimizi baştan aşağı değiştirmesi ve eğitim sisteminin piyasa
gerçekleriyle her zaman tam örtüşememesi bu tabloyu karmaşık hale getiriyor.
Ekonomik büyümenin ivme
kaybetmesi, doğal olarak yeni iş alanlarının açılmasını yavaşlatıyor. Buna bir
de dijitalleşme ve otomasyonun getirdiği yapısal değişimler eklendiğinde,
geleneksel iş kollarının daraldığını görüyoruz. Yapay zekanın ve robotik
sistemlerin yükselişi, bazı sektörlerde insan emeğine olan ihtiyacı azaltırken,
gençlerin bu yeni dünyaya uyum sağlayacak donanıma sahip olmalarını zorunlu
kılıyor. Mevcut eğitim yapısının, işgücü piyasasının acil ihtiyaçlarına ve
güncel taleplerine her zaman aynı hızda cevap veremediği bir gerçek. Gençlerin
okullarından mezun olurken sahip oldukları teorik bilgilerle, bir işverenin
onlardan beklediği pratik beceriler arasında çoğu zaman bir boşluk oluşuyor. Bu
durum, gençlerin iş hayatına atılırken kendilerini yetersiz hissetmelerine veya
deneyimsiz oldukları gerekçesiyle kapıdan geri çevrilmelerine zemin hazırlıyor.
İşsizliğin
birey üzerindeki etkileri, bazen telafisi mümkün olmayan yaralar açıyor. Bir
gencin en verimli yıllarında kendini üretim sürecinin dışında hissetmesi,
sadece maddi bir kayıp teşkil etmiyor; aynı zamanda büyük bir sosyal
dışlanmışlık hissi uyandırıyor. Yoksulluk sınırı civarında yaşam mücadelesi
vermek, psikolojik direnci kırıyor ve geleceğe dair umutları söndürüyor.
Motivasyonunu yitiren gençler için beyin göçü tek çıkış yolu gibi görünmeye
başlıyor. Kendi ülkesinde değer göremeyeceğini düşünen parlak zihinler,
şanslarını başka coğrafyalarda denemek istediklerinde, Türkiye aslında en büyük
sermayesini, yani zekasını ve enerjisini kaybediyor. İş bulamayan bir gencin
ailesine bağımlı kalması, onun özgüvenini zedeliyor. Kendi hayatı üzerinde söz
sahibi olamayan, evlilik hayallerini erteleyen, sosyal çevresinden uzaklaşan
bir nesil; toplumun genel ruh halini de olumsuz etkiliyor. Bu sosyal
durağanlık, uzun vadede toplumsal dayanışmanın zayıflamasına ve karamsarlığın
bir yaşam biçimi haline gelmesine sebebiyet verebilir.
Türkiye’de
genç işsizlik oranlarının, genel işsizlik ortalamalarının bir hayli üzerinde
seyretmesi maalesef acı bir gerçek. Gençlerin istihdama katılımı önünde;
deneyim eksikliği, teorik eğitimin pratikle bir türlü harmanlanamaması ve iş
dünyasının hızla dönüşen yetkinlik talepleri gibi çok temel bariyerler duruyor.
Aslında
bu durum, tam bir kısırdöngü yaratıyor: Genç işsizliği arttıkça, iş arayanların
tecrübe kazanması ve yeteneklerini geliştirmesi de imkansız hale geliyor. Bu
kısırdöngü ise gelecekteki kariyer olanaklarını iyice daraltarak gençlerin
derin bir umutsuzluğa sürüklenmesine yol açıyor.
Bugün pek
çok genç, iş bulamama kaygısı yüzünden ne geleceğe dair uzun vadeli planlar
yapabiliyor ne de eğitimine devam edecek motivasyonu kendinde bulabiliyor.
Sonuç olarak bu belirsizlik, aile kurmak gibi hayati yaşam kararlarının bile
ucu açık bir süreye ertelenmesiyle noktalanıyor.
Bu kısırdöngüyü kırmak
imkansız sayılmaz; ancak bu, sabırlı, çok boyutlu ve kararlı bir strateji
gerektirir. Devletin, özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ve
üniversitelerin el ele verdiği bir seferberlik ruhuna ihtiyacımız var. Eğitim
sistemimiz, sadece bilgi yükleyen bir yapıdan ziyade, beceri kazandıran bir
modele dönüşmeli. Mesleki ve teknik eğitimlerin prestiji artırılmalı, gençlerin
henüz öğrenciyken iş dünyasıyla temas kurması sağlanmalıdır. Müfredatlar
teknolojinin hızına göre güncellenmeli ve staj imkanları kağıt üzerinde kalan
bir zorunluluk olmaktan çıkarılıp, gerçek birer deneyimleme alanına
dönüştürülmelidir. İstihdam politikaları kapsamında gençleri işe alan
işletmelere vergi avantajları ve sosyal güvenlik prim desteği gibi teşvikler sunulmalı,
aktif işgücü programları ile gençlerin yetenek haritaları çıkarılmalıdır.
Özel
sektör, sadece kâr odaklı bir yapıdan sıyrılıp toplumsal sorumluluk
üstlenmelidir. Gençlere kapılarını daha geniş açmalı, deneyim şartını esneterek
yetiştirilmek üzere eleman alma kültürünü yaygınlaştırmalıdır. Şirket içi
eğitim akademileri ve mentorluk programları, gençlerin iş hayatına
adaptasyonunu hızlandıracaktır. Aynı zamanda gençlerin sadece iş arayan değil,
iş kuran bireyler olmaları teşvik edilmelidir. Yenilikçi bir fikri olan gence
finansal destek, ofis imkanı ve en önemlisi doğru bir rehberlik sunulmalıdır.
Girişimcilik ekosistemi güçlendikçe gençler, kendi geleceklerini kendi
elleriyle inşa etme cesaretine kavuşacaktır. Dünyadaki başarılı modelleri
incelemek ve uluslararası ortaklıklar kurmak ise bize yepyeni ufuklar açar.
Özellikle küresel projeler ve teknoloji odaklı fonlar, gençlerimizin vizyonunu
genişleterek onlara dünya çapında rekabet etme gücü katacaktır.
Genç işsizliği meselesi,
siyaset üstü bir konudur ve ülkemizin bekası ile doğrudan ilintilidir.
Gençlerimizin potansiyelini doğru kullanamadığımız her gün, aslında Türkiye’nin
geleceğinden harcadığımız bir gündür. Onların hayalleri, sadece kendilerinin
değil; hepimizin ortak geleceğidir. Gençlerimize güvenmek, onlara alan açmak ve
yollarındaki engelleri kaldırmak bir tercih olmaktan öte, kaçınılmaz bir
zorunluluktur. Onların enerjisini, zekasını ve heyecanını üretimle, sanatla ve
teknolojiyle buluşturduğumuzda, Türkiye’nin ekonomik kalkınması da
kendiliğinden ivme kazanacaktır. Gelecek, gençlerin gözlerindeki o ışıltıyı
koruyabildiğimiz sürece aydınlık kalacaktır. Hep birlikte, her gencin emeğinin
karşılığını aldığı, yarınlara güvenle baktığı bir Türkiye inşa etmek mümkündür.
Unutmamak gerekir ki, gençliğe yapılan yatırım, bir ülkenin yapabileceği en kârlı ve en onurlu yatırımdır. Bu süreçte her bir bireye, her bir işverene ve her bir yöneticiye düşen görevler bulunmaktadır. Sosyal adaletin sağlanması ve ekonomik refahın tabana yayılması, ancak gençlerin üretken birer birey olarak toplumda yer bulmasıyla gerçekleşebilir. Gençlerin karşılaştığı bu zorlu sınavda onları yalnız bırakmak, toplumsal vicdanı yaralar. Bizler, omuz omuza vererek bu engelleri aşabiliriz. Bilimin ışığında, emeğin kutsallığına inanarak ve gençlerimizin yaratıcı gücüne yaslanarak Türkiye'yi çok daha müreffeh yarınlara taşıyabiliriz. Bugün atılacak her küçük adım, yarın büyük bir devrime dönüşecektir. Gençlerimize inanıyoruz ve onların yanında durmaya devam edeceğiz. Bu toprakların bereketi, ancak onun üzerinde hayal kuran ve alın teri döken gençlerin varlığıyla daim olacaktır. Gelecek, çalışmak isteyen ve kendine imkan sunulan her bir gencin azmiyle şekillenecektir.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder