Türkiye'nin En Derin Meselesi: Genç Beyin Göçü Analizi - Mehmet Kuşcu
“Mehmet Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı getiriyor.”
Son yıllarda ülkenin
en çok konuştuğu meselelerinden biri, hatta belki en derini, gençlerin
yurtdışına yönelen umut arayışı. Bu gidiş öyle sesli, öyle gösterişli bir göç
değil. Aksine yavaş yavaş ilerleyen, sessiz ama etkisi çok güçlü bir dalga.
Sanki toplumun damarlarındaki genç kan, başka coğrafyalara doğru akıyor. Bu
durum sadece rakamlara yansıyan bir tablo değil; her bir gencin hikayesi, bir
annenin sessiz gözyaşı, bir babanın içten içe yaşadığı kaygı, bir arkadaşın
boşalan sandalyesi…
Bugün gençler neden
gidiyor sorusu, aslında hepimize kendimizi de sorgulatan bir soru. Çünkü giden
sadece genç değil; giden aynı zamanda bir ülkenin geleceği, enerjisi, hayal
gücü ve dinamizmi. Üstelik bu göç, savaşla, afetle veya zorunlu sebeplerle
açıklanan türden değil. Tam tersine, insanların kendi hayat tercihlerinden
doğan, daha iyi bir gelecek beklentisiyle şekillenen bir yöneliş.
Peki gençleri bu
karara iten asıl duygular ne?
Bu sorunun yanıtı,
tek bir başlıkta toplanamayacak kadar geniş. Yine de toplumun içinde dolaşan
sessiz cümleler var. Üniversite mezunu olup iş bulmakta zorlananların iç sesi,
aldığı ücretle geçimini sağlamakta güçlük çekenlerin sitemi, yıllarını eğitime
verip beklentisine karşılık bulamayanların kırgınlığı… Bunlar artık bireysel
sorun olmaktan çıktı, toplumsal bir fotoğrafa dönüştü.
Bir kafede otururken
yan masada iki gencin konuşmasına kulak misafiri oldum geçenlerde. Biri
diğerine, “Burada hayallerim için yeterli alan bulamıyorum,” dedi. Bu cümle,
bugünün gençliğini açıklayan belki de en güçlü ifade. Çünkü genç, hayal kurmak
ister. Kurduğu hayalin karşılığını görmek ister. Emek verir, didinir, okur,
çabalar; ama karşısında gelişime kapalı veya tıkanma belirtileri gösteren bir
düzen görünce umut başka yönlere kayar.
Elbette herkes
gidiyor demek haksızlık olur. Ülkesinde kalıp üretmek isteyen, burada kök
salmak isteyen gençler de var. Ama onları ayakta tutan güçler bile zaman zaman
yıpranıyor. Çünkü yaşam maliyeti yükseldikçe, barınma sorunları büyüdükçe, iş
imkanları daraldıkça, gençler kendilerini sıkışmış hissediyor. Bu sıkışmışlık
bir süre sonra “Acaba gitsem mi?” sorusuna dönüşüyor.
Bu göçün sessiz
olmasının bir sebebi de şu: Giden gençler, çoğu zaman ne gösterişli veda
yapıyor ne de büyük konuşuyor. Valizlerini toplarken çevrelerine fazla bir şey
söylemeden yola çıkıyorlar. Çünkü umutlarını büyütüp hayal kırıklığı yaşamak
istemiyorlar. “Kısmet” deyip gidiyorlar. Ardında bırakılanlar ise onların
yokluğunu en çok sofrada, bayramda, bir dost meclisinde hissediyor.
Bir de gidenlerin
ayrı bir duygusu var: Suçluluk…
Evet, her genç bunu
belli etmez ama içinde bir yerlerde hep şu soru durur: “Acaba gitmekle yanlış
mı yaptım?” Fakat diğer tarafta onları karşılayan daha net kurallara sahip bir
düzen, öngörülebilir bir gelecek ve emeğin karşılığını alma beklentisi var. Bu
durum o suçluluk duygusunu zamanla hafifletiyor.
Gençlerin gidişindeki
en büyük motivasyonlardan biri de özgürlük hissi. Kendi hayatını
şekillendirebilme duygusu. Birey olarak kabul görmek. Fikirlerine saygı
duyulması. Hukuki süreçlerin işleyişine güven duymak. Bir hata yaptığında
adaletin güvenilir şekilde devreye girmesini bilmek. Bunlar aslında her insanın
doğal hakkı. Ama gençler bunu bulamadığını düşündüğünde, kendi geleceklerini
başka ülkelerin sosyoekonomik çerçevelerinde arıyor.
Bir diğer önemli
sebep de liyakat beklentisi.
Genç, emek verdiği
yerde karşılığını görmek ister. Kayrılmanın ya da adaletsiz uygulamaların
gölgesinde kalmak istemez. Kendisiyle yarışılmasını, bilgisiyle değer kazanmayı
arzular. Bu gerçekleşmediğinde umutlar soluyor. Solan umut, ülkeye bağlılığı
zayıflatıyor. Ve o bağlılık zayıfladığında, “Burada kalıp neden mücadele
edeyim?” sorusu sessizce büyüyor.
Toplum olarak ise bu
göçü bazen yeterince ciddiye almıyoruz. “Giderlerse gitsinler” benzeri ağır
cümleler kuranlar olabiliyor. Oysa her giden, aslında hepimizden bir parça
götürüyor. Bir doktorun hayali başka bir ülkede büyüyor. Bir mühendisin zekası
başka bir toplumun üretimine karışıyor. Bir sanatçının ruhu başka bir kültürde
şekilleniyor. Böyle baktığımızda meselenin ne kadar derin bir yara açtığını
daha net görüyoruz.
Kalanlar açısından da
tablo kolay değil. Çünkü ülke içinde giderek artan bir yalnızlaşma hissi
oluşuyor. Gençlerin boşalttığı alanı doldurmak güçleşiyor. Üniversitelerde
geleceğe dair soru işaretleri artıyor. İş dünyası yetişmiş insan bulmakta
zorlanıyor. Toplumun dinamizmi azalıyor. Bu durum, uzun vadede ülkenin ekonomik
ve kültürel yapısına ciddi etkiler bırakma potansiyeli taşıyor.
Fakat umudu tamamen
kaybetmiş değiliz.
Her ülke, gençlerine
verdiği değer kadar güçlüdür. Eğer gençlerimizi yeniden kazanmak istiyorsak,
onlara sadece maddi imkan sunmak yeterli olmaz. Onlara saygı göstermek,
adaletli bir düzen beklentisine cevap vermek, fırsat eşitliğini güçlendirmek,
fikirlerini önemsemek gerekir. Gençlerin sesine kulak vermek, onları bir yük
gibi değil bir değer olarak görmek gerekir.
Gençlerin gidişini
durdurmanın yolu, onları zorla tutmak değildir. Onlara umut vermektir.
Umut verdiğiniz genç
gitmez; çünkü insan umudunun olduğu yerde kök salar.
Bugün sokaklarda,
kafelerde, üniversite kampüslerinde dolaşırken yüzlerdeki o kararsız ifadeler
aslında tek bir şey söylüyor: “Ben bu ülkede var olmak istiyorum, ama bana alan
açılmasını bekliyorum.” İşte o alan açılırsa, bu sessiz göçün yönü tersine
dönebilir.
Belki de bu gençlerin ayrılışını sadece bir kayıp
hanesine yazmak yerine, toplum için
yakıcı bir uyarı olarak görmeliyiz. Zira gençler, bir toplumun en güçlü
aynasıdır; ülkenin mevcut halini en net onlarda görürüz. Onların gözündeki umut
ışığı söndüğünde, bir memleketin de geleceği kararır. Ancak unutmamalıyız ki,
bu gençler aynı zamanda muazzam bir enerjiye sahiptir. Onlara yeniden inanç ve
umut verdiğimizde, bir toplumun kaderini sil baştan yazacak güce yine onlar
sahiptir.
Umut göçünün ardındaki
hikayeler bize şunu söylüyor:
Genç, nerede değer
gördüğünü ve geleceğini inşa edebileceğini hissederse orada kalır.
Biz de bu ülkede her
gencin kendine ait bir gelecek görebileceği bir iklim oluşturabildiğimiz gün,
valizlerin yönü yeniden bu topraklara döner.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder