Türkiye’nin Ekonomik Zorlukları ve Çözüm Arayışları - Mehmet Kuşcu
“Mehmet
Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı
getiriyor.”
Türkiye ekonomisi, son yıllarda adeta zorlu bir yolda
ilerliyor. Hepimizin malumu olan yüksek enflasyon, dur durak bilmeyen döviz
kurları ve artık cep yakmanın ötesine geçip yaşam standardını tehdit eden
maliyetler, günlük hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Özellikle mutfaklardaki
yangın bir türlü sönmek bilmiyor, kiralar ise artık ulaşılması imkânsız
seviyelere çıkmış vaziyette. Hal böyle olunca, toplumun geniş kesimlerinin alım
gücü her geçen gün biraz daha eriyor. Ekonomik tabloya şöyle bir baktığımızda,
bu sorunların kısa vadede sihirli bir değnekle çözülemeyeceğini görmek üzücü
olsa da; asıl mesele bu zorlu süreci nasıl yöneteceğimiz ve geleceğe dair nasıl
kalıcı çözümler üreteceğimizdir.
Türkiye’nin
bugün en can sıkıcı sorunlarının başında gelen o kontrolsüz enflasyon,
özellikle temel ihtiyaçlardaki fiyat artışlarıyla hepimizin bütçesini adeta
altüst etti. Gıda fiyatları artık öyle bir noktaya dayandı ki, pek çok aile
pazar arabasını doldurabilmek için mecburen daha ucuz ve kalitesiz ürünlere
yönelmek zorunda kalıyor.
Bu geçim
derdinin üzerine bir de büyük şehirlerdeki kira krizi eklenince, yaşam iyice
çıkmaza girdi. Kiraların son birkaç senede ulaştığı o akıl almaz seviyeler,
çalışan insanları artık şehir merkezlerinden uzaklaşmaya, hatta kimilerini
yaşadığı şehri tamamen değiştirmeye zorluyor. Sadece mutfak masrafı ya da
barınma da değil; enerji, akaryakıt ve ulaşım kalemlerine gelen zamlar da
vatandaşın belini bükmeye devam ediyor.
Bu sarmalın
içinde sağlık hizmetlerine ulaşmak bile her geçen gün zorlaşırken, gelir
dağılımındaki o adaletsizlik artık her zamankinden daha belirgin bir şekilde
göze çarpıyor. Orta ve düşük gelirli insanlar, bu fiyat hızına yetişebilmek
için adeta nefes almadan kemer sıkmak zorunda kalıyor.
Bu ekonomik
dalgalanmalar karşısında hükümet de boş durmuyor; piyasaları dengelemek için
elindeki farklı araçları bir bir devreye sokuyor. Mesela Merkez Bankası,
enflasyonu dizginlemek için faiz artırımlarına gidiyor ama bu hamle aslında tam
bir "iki ucu keskin bıçak." Bir yandan fiyatların uçup gitmesini
yavaşlatmaya çalışırken, diğer yandan yükselen kredi maliyetleri yüzünden iş
dünyasının yatırım iştahı kaçıyor, bizlerin harcama gücü zayıflıyor.
Öte yandan,
sosyal yardımlar ve asgari ücret zamlarıyla dar gelirli vatandaşa biraz olsun
nefes aldırılmak isteniyor. Fakat ne yazık ki bu adımlar çoğu zaman kısa bir
rahatlamadan öteye geçemiyor. Geçici destekler o anki sancıyı belki bir nebze
hafifletiyor ama üretimi ve istihdamı gerçekten şahlandıracak o köklü, yapısal
politikaların eksikliğini her geçen gün daha derinden hissediyoruz. Özellikle
sanayi ve tarımda yerli üretimin arkasında duracak gerçek reformlar,
Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kazanması için elimizdeki en temel anahtar
konumunda.
Bu zorlu iklimde halkımız da kendi çözüm yollarını
üreterek ayakta kalmaya çalışıyor. Alışveriş alışkanlıklarımız tamamen kabuk
değiştirmiş durumda; artık hepimiz daha uygun fiyatlı ürünlere yönelen, indirim
kovalayan ve ikinci el pazarlarına daha çok ilgi gösteren birer "tasarruf
uzmanı" haline geldik. Kimi vatandaşlar ek gelir kapıları ararken, kimi de
harcamalarını minimuma indirerek hayata tutunuyor. Geleneksel mağazaların
yerini hem uygun fiyat hem de kampanya avantajı sunan internet alışverişleri
alırken; evden çalışma ve serbest meslek gibi esnek modeller, ekonomik krizle
bireysel olarak başa çıkma yöntemi olarak giderek daha fazla tercih ediliyor.
Ekonomik
sıkıntılar artık sadece cüzdanlarımızı boşaltmakla kalmıyor; toplumsal dokumuzu
ve ortak geleceğimizi de içten içe sarsıyor. Fiyatların durdurulamaz yükselişi
karşısında biriken o büyük huzursuzluk, yer yer işçi eylemleriyle veya
toplumsal tepkilerle sesini duyurmaya çalışıyor; ancak ne yazık ki bu
haykırışların siyasi kararlar üzerinde henüz beklenen o güçlü etkiyi
yarattığını söyleyemeyiz.
Eğer gıda,
barınma ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçlarımızda kalıcı, elle tutulur çözümler
üretilmezse, toplumun her kesiminde huzursuzluğun daha da tırmanması maalesef
kaçınılmaz görünüyor. Belki de hepsinden daha vahimi, genç işsizliğinin geldiği
nokta ve beraberinde getirdiği gelecek kaygısı... En iyi yetişmiş beyinlerimizi
bu kaygılar yüzünden yurt dışına kaptırıyoruz ve bu durum, Türkiye’nin uzun
vadeli kalkınma potansiyelini her geçen gün biraz daha zayıflatıyor.
Türkiye’nin
bu ekonomik sarmaldan gerçekten kurtulabilmesi için artık günü kurtaran
pansuman çözümleri bir kenara bırakıp, kapsamlı ve derin nefes aldıracak
reformlara odaklanması gerekiyor. Kalıcı bir istikrar istiyorsak; üretimi
canlandıracak teşvikler, istihdamın önünü açacak samimi politikalar ve gelir
adaletini yeniden kuracak düzenlemeler bizim için hayati birer ihtiyaç.
Özellikle
tarım sektörüne yapılacak o stratejik dokunuşlar ve yatırımlar, aslında gıda
enflasyonunu dizginlemenin en kestirme yolu. Kendi yerli üretimimizi ne kadar
güçlendirirsek, dışarıya olan bağımlılığımız o kadar azalır; bu da döviz
kurlarındaki o can yakan dalgalanmaların etkisini en aza indirir. Tabii sadece
tarımla da bitmiyor; sanayide ve teknolojide yenilikçi bir ruhu destekleyip
katma değeri yüksek işler üretmek, ekonomimizi asıl o zaman bir üst lige
taşıyacak. Bir de büyümenin sadece belli bir kesimde kalmaması, yani tabana
yayılması için KOBİ’lerimize verilen destekleri artırmalı ve dijital ekonominin
sunduğu fırsatları iyi değerlendirmeliyiz.
Halkımızın dayanıklılığına, zor zamanlarda bulduğu o
pratik ve yaratıcı çözümlere diyecek yok; bu gerçekten de bizim en büyük güç
kaynağımız. Ama ne yazık ki bu devasa zorlukları aşmak için sadece bireysel
çabalarımız artık bir yere kadar yetiyor.
Asıl mesele, hükümetin toplumun her kesimini gerçekten
duyan, insana dokunan ve günü kurtarmak yerine geleceği inşa eden
sürdürülebilir politikalar geliştirmesi. Ekonomik sıkıntılar ne kadar belimizi
bükerse büksün, doğru adımlarla bu cendereden çok daha güçlü çıkabileceğimize
inanıyorum.
Önemli olan, alınacak kararların sadece "bugünü atlatalım" mantığıyla değil, yarınımızı ve refahımızı garanti altına alacak bir vizyonla atılması. Eğer rotamızı üretime çevirir ve hakça paylaşmayı başarırsak, Türkiye’nin ekonomik istikrarını hep birlikte yeniden ayağa kaldırabiliriz.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder