Emekliler ve Pahalılık: Zorlu Bir Dönem - Mehmet Kuşcu
“Mehmet
Kuşcu’nun değerlendirmesi, bu yazının içerik analizine yeni bir bakış açısı
getiriyor.”
Türkiye'de
emeklilik, aslında bitmek bilmeyen o koşturmacanın, yorgun argın geçen çalışma
yıllarının ardından açılan tertemiz, bembeyaz bir sayfa gibidir. Çoğu insan
için bu yeni dönem; biraz durup nefes almak, yıllarca "vaktim yok"
diyerek ertelenen o küçük hobilerin peşinden gitmek ve nihayet hayatın sunduğu
güzelliklerin tadını doyasıya çıkarmak anlamına gelir. Fakat ne yazık ki, son
yıllarda ülkemizin üzerine bir karabasan gibi çöken yüksek enflasyon ve dur
durak bilmeyen o amansız hayat pahalılığı, emekli büyüklerimizin bu masum
hayallerini kurmasını bile her geçen gün biraz daha güçleştiriyor.
Ömrünü
çalışarak, üreterek ve topluma değer katarak geçiren yaşlılarımız, emekli
olduklarında sabit bir gelirle kendi yağlarında kavrulmaya çalışırken, aslında
zihinlerinin bir köşesinde hep o "rahat nefes alma" umudunu taşırlar.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, o sabit gelirin karşısında devleşen giderler
yüzünden bu umutlar yerini maalesef hayatta kalma mücadelesine bırakmış
durumda. Mutfaklardaki o bitmek bilmeyen yangın, yani gıda fiyatlarındaki o
önlenemez artışlar, emekli bütçelerini adeta temelinden sarsıyor. Enflasyonun
alım gücünü bir canavar gibi yiyip bitirmesiyle birlikte, hayatının sonbaharını
yaşayan birçok büyüğümüz, en temel gıda maddelerini alırken dahi bin bir hesap
yapmak zorunda kalıyor.
Üstelik
yıllar geçtikçe birer birer kapıyı çalmaya başlayan sağlık sorunları da bu
tablonun tuzu biberi oluyor. Zaten kısıtlı olan o emekli maaşlarının hatırı
sayılır bir kısmı, mecburen eczanelere ve hastane masraflarına akıyor. Devletin
sağladığı imkanlar elbette bir nebze olsun nefes aldırsa da, ortaya çıkan o
fark ödemeleri ve her ay daha da uzayan reçete masrafları, pek çok emeklimizin
o daracık bütçesini darmadağın etmeye yetiyor.
Aslında bu zorluk sadece soğuk rakamlarla anlatılamaz; asıl dram, o
rakamların ardındaki sessiz hüzünde gizlidir. Pazar yerinde akşam saatinin
çökmesini bekleyen, fiyatlar biraz daha düşer mi diye tezgahların arasında
boynu bükük dolaşan o amcamızın mahcubiyeti... Ya da bayramda kapısını çalan
torununa, içinden gelmesine rağmen istediği harçlığı verememenin, ona bir
oyuncak alamamanın verdiği o tarifsiz burukluk... Ömrünü bu ülkeye vermiş bir
insanın, ömrünün sonunda bir market rafındaki fiyat etiketiyle kavga etmek
zorunda kalması, sadece ekonomik bir kayıp değil, toplumsal vicdanımızda açılan
derin bir yaradır.
Bu ekonomik
baskılar, yaşlılarımızın ruhunda da devasa bir yük oluşturuyor. Bazı
büyüklerimiz, sadece sağlığına kavuşabilmek ya da ilaçlarını alabilmek için
sofrasındaki ekmekten, evindeki ısınmadan feragat ediyor. Maaşlara belirli
dönemlerde yapılan artışlar her ne kadar bir umut ışığı gibi görünse de, bu
zamlar genellikle hayatın gerçek hızı olan enflasyonun çok gerisinde kalıyor.
Özellikle İstanbul'un o karmaşası, Ankara'nın soğuğu ya da İzmir’in parıltılı
ama masraflı sokakları gibi büyük şehirlerde yaşam maliyetleri katbekat arttığı
için, emeklilerimizin işi buralarda çok daha sarp bir yokuşa dönüşüyor.
Geleceğimizi
huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için, bugün emeklilerimize sahip çıkmamız
artık bir tercih değil, vicdani bir zorunluluktur. Elbette maaş iyileştirmeleri
bu işin temelidir; ancak yaşlılarımızın hayatını gerçekten kolaylaştıracak
sosyal desteklerin de bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Onlara sadece
birer emekli olarak değil, baş tacımız olarak bakmalı; güvenli barınma
ortamlarından, sağlık hizmetinin kapılarına kadar gelmesine kadar her alanda
yanlarında olmalıyız.
Toplum olarak bizlerin de bu meseleye bir vicdan borcu olarak bakmamız gerekiyor. Büyüklerimize verdiğimiz desteği artırmak, onları evlerine hapsetmek yerine hayatın tam merkezinde tutacak sosyal projelere omuz vermek hepimizin görevi. Unutmayalım ki; onların yüzündeki küçük bir gülümseme ya da içten bir "Allah razı olsun" sözü, toplumsal huzurumuzun en büyük teminatıdır. Onlar bu toprakların hafızası, bizlerin de en kıymetli hazineleridir. Hak ettikleri o huzurlu, güvenli ve onurlu yaşamı onlara sunmak, boynumuzun borcudur.
Saygılarımla,
Mehmet KUŞCU
Yorumlar
Yorum Gönder